13 Aralık 2017 Çarşamba

Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)

Kitap Adı: Gözlerindeki Canavar
Özgün Adı: Monster in His Eyes
Kitap Yazarı: J. M. Darhower
Çeviren: Arzu Altınanıt

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 443
Baskı Yılı: 2017

Bu seri elime geçtiğinden beri merak ediyordum aslında. 50 Ton tadında bir şeyler okumak istiyordum ve bu seri de tam öyleymiş gibi gelmişti görünce. Öyleymiş :D

Klasik bad boy kurgusu bence. Aşırı yakışıklı, orta yaşlı, zengin adam. Asla iyi değil. İnsanlardan hoşlanmıyor. Ne demekse bu? :D Sık sık kötü olduğunu vurgulamayı seviyor. Benden uzak durman gerekiyor. Ben iyi bir adam değilim. Ağzına kürekle vuracaksın o zaman görecek iyi adamı :D

Ve tabii ki safti üniversite öğrencisi kız. Adamı görünce ağzının suları akıyor. Bu adam bana neden baksın triplerine falan giriyor. Ama kader işte, adam sırılsıklam aşık oluyor bu ultra sıradan kıza :D Sonra da işte mütemadiyen seks yapıyorlar. Adam tabii "kötü" olduğu için seksin içeriğini tahmin edebilirsiniz :D Olayı şiddeti fazla arttığında durabilmesi için şifre falan belirliyorlar :D 



Böyle gömdüm ama bu kadar kötü bir kitap olduğunu düşünmüyorum :D Yani kurgu çok klişe sadece. Ama çok hızlı okunuyor, su gibi akıyor kitap. Ve okurken de keyif aldım. Öyle gözlerimi devirerek falan okumadım. Sonu da bayağı şaşırttı beni. Son 40 sayfada falan ortaya çıkan şeylere "yok artık!" dedim :D Doğrusu şimdi düşününce, bu kadar klişe kurgunun oraya gideceğini tahmin etmek için üstün zekalı olmaya gerek yok ama yine de şaşırdım yani :D

Bence kötü bir kitap değil. Yani, çok kötü bir kitap değil. Ara sıra okuma alışkanlıklarınızdan uzaklaşıp çerezlik bir şeyler okumak için güzel bir seçenek bence. Ama bana bir kitap öner deseniz, muhtemelen aklımın ucundan bile geçmez bu kitap :D 

Bir de yazar iki kitap daha ne anlattı bu kadar merakımdan dolayı devam kitaplarını da okuyacağım sanırım. İkinci kitabı biraz kurcaladım, sanırım Vitale'in bakış açısıyla aynı olayları okuyacağız. Buna tamam diyebilirim. Ama üçüncü kitapta hala ne yazıyorsun be kadın!? :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Meh :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Akıcılığa lafım yok :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Serinin diğer kitaplarında bozulsa da burada orijinal isim korunmuş :D

Güzel kapak (%5): 3/5
Benim zihnimde canlanan Ignazio Vitale ile alakası yok bu adamın :D

Final puanı: 3,85

9 Aralık 2017 Cumartesi

Illuminae (The Illuminae Files, #1)

Kitap Adı: Illuminae
Özgün Adı: Illuminae
Kitap Yazarı: Amie Kaufman & Jay Kristoff
Çeviren: Sevinç Seyla Tezcan

Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 599
Baskı Yılı: 2017

"Illuminae'nin kapağını açıp şöyle bir baktığınız an sıradan bir romanla karşı karşıya olmadığınızı anlıyorsunuz."

Illuminae gerçekten hayatınız boyunca okumadığınız ve bundan sonra da okuyamayacağınız kadar farklı bir kitap. Kitaptaki olayları size anlatan biri yok. Çünkü bu aslında bir kitap da değil :D Bu, üzerinde de yazdığı gibi bir "dosya" aslında. 

Kerenza Savaşı olarak bilinen olayı mailler, yazışmalar, ses kayıt deşifreleri, kamera görüntülerinin yazılı dökümleri gibi bir çok evrak üzerinden okuyarak anlıyoruz. 2575 yılında Kerenza isimli bir gezegende uzayın hakimiyetini elinde tutan iki dev şirket arasında bir savaş başlıyor. Şirketlerden biri bu gezegende bulunan herminyum denen bir madeni yasadışı olarak çıkardığı için diğer şirket gezegeni istila ediyor. Bu olay sonucunda da Kady ve Ezra'nın da içinde bulunduğu binlerce insan 4 uzay gemisiyle gezegenden tahliye ediliyor. Fakat savaş burada bitmiyor tabii, uzayda devam eden bir kovalamacaya dönüşüyor.


Konusu zaten güzel, ben uzay kurgusu okumayı ço severim. Üstelik bir yerden sonra hikayaye bir de yapay zeka dahil oluyor. Kendisi AIDAN. Epey enteresan bir "kişiliğe" sahip :D Ama bu kitabın esas olayı formatı. Düşünsenize, koskoca bir kurguyu sadece evraklar üzerinden anlatmak kimin aklına gelirdi? Bir insan bu kadar detaylı bir şeyi nasıl hayal edebilir, nasıl yazabilir? Kaufman ve Kristoff ikilisi roman türünü çok farklı bir yere taşımış kesinlikle. 

Çok konuşuldu, çıktığı anda büyük bir ilgiyle karşılandı zaten Illuminae. Çok ilginç de bir son yaptığı için ikinci kitabını merakla bekliyorum. Bu seriyi bu muazzam baskılarıyla kitaplığıma eklemek için çok heyecanlıyım gerçekten. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Bu kategoriye tam puan vermezsem taş olurum :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Son 100 sayfada falan tempo arşa çıktı gerçekten :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 4/5
Takıldığım bazı yerler olduğu için 1 puan kırıyorum burada. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Eh zaten Illuminae :D

Güzel kapak (%5): 5/5
Şeffaf şömiz sevdiğimi hep söylüyorum ama bu çok başka bir boyut :D 

Final puanı: 4,95

6 Aralık 2017 Çarşamba

Kraliçe (Splintered, #1)

Kitap Adı: Kraliçe
Özgün Adı: Splintered
Kitap Yazarı: A. G. Hogward
Çeviren: Onur Kınacı Birler

Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 396
Baskı Yılı: 2017

Kraliçe beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Hatta "Keşke almadan önce konusunu falan okusaydım, belki almazdım." diye bile düşündüm bir ara. Çünkü bu kitap Alice Harikalar Diyarı'ndan uyarlanmış ve ben artık bir şeylerin uyarlamasını okumaktan SIKILDIM. Belki Düşler Ülkesi'nden kısa bir süre sonra okuduğum için yanlış zamana denk geldi ama böyle şeyler okumak istemiyorum yani.

Hiçkimse kusura bakmasın, zaten var olan ve başkası biri tarafından yazılmış bir kurguyu alıp onun üzerinden kitap yazmak özgün bir şeyler oluşturamadığınızı gösterir benim gözümde. Lewis Carroll yıllar önce Alice'i yazmış, Harikalar Diyarı'nı yaratmış zaten. Hadi ben de bir karakter yazayım, Alice'in bilmem kaçıncı kuşak torunu olsun, Harikalar Diyarı'na geri dönsün falan deyince alkışlamamız mı gerekiyordu :D


Gerçekten hoşlanmadım kitaptan. Hızlıca okuyup bitirmemin tek sebebi İstanbul'a gidiş ve dönüş zamanımda okumamdı. Havaalanına gidip dönerken, uçaktayken falan okumuş oldum. Kapağı falan çok güzel diye almıştım, hala beğeniyorum ama dediğim gibi kitap hayal kırıklığı benim için. 

Bir de bunlar yetmezmiş gibi iki erkek arasında kalan kafası karışık kız, hiç olmayacak zamanda canavarlardan kaçarken falan birbirine aşık olduğunu fark edip bunu itiraf etmeye karar veren romantik ikililer, bir an duygu seline kapılıp öpüştükten sonra "ya aslında öyle değildi" tripleri falan okumak da ekstra baydı beni :D

Kitabın sonunda kitap metninin on sekizinci yüzyılda tasarlanmış özel bir yazı fontuyla yazıldığını söylüyor ama ben bildiğimiz Times New Roman görüyorum. Pegasus bu fontu gerçekten kullanmamış mı yoksa ben mi bir şey kaçırıyorum onu da anlayamadım :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 1/5
Özgün bir konu yok ortada. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Hızlı okunuyordu ama bu kitap çok sürükleyiciydi, meraktan öldüm falan değil yani. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Kraliçe ne mana :D

Güzel kapak (%5): 5/5
Bir kapağını sevebildim zaten :D 

Final puanı: 2,2

1 Aralık 2017 Cuma

Dörtlükler

Kitap Adı: Dörtlükler
Özgün Adı: رباعیات
Kitap Yazarı: Ömer Hayyam
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2016

Ömer Hayyam lise yıllarımdan beri ilgimi çekiyordu. Malum, kendisi pek sevilen biri değildir :D Genelde dinle ilgili yazdığı dörtlükler çokça eleştirilir. Doğrusu, şimdi düşününce bazı dörtlükler gerçeken sertti. Yani bizim gibi bir toplumda kime okutsanız birkaç saniye duraklar, "Ne diyor bu adam yahu?!" falan der herhalde. Ben de bu dörtlükleri şaşkın bir gülümsemeyle okudum genelde :D

Kitabın başındaki çevirmenin önsözüne göre dörtlüklerin neredeyse hiçbirinin gerçekten Hayyam'a ait olup olmadığını bilemiyormuşuz. Bazıları, Hayyam'ı çeviren çeşitli isimler tarafından bile fazlasıyla şaşkınlıkla karşılanıyormuş, o dizeleri onun yazmış olamayacağını düşünüyorlarmış. Bu elimdeki baskı da Eyüboğlu'nun olabildiğince geniş bir çevrçeveyle topladığı ve bazılarını çevirmekte inanılmaz güçlükler yaşadığını anlattığı dörtlüklerden oluşuyor.



Hayyam'ın tarzını sevdim. Toplumla ve dinle ilgili yaptığı eleştirilerin çok yerinde olduğunu gördüm. Üstelik yüzlerce yıl önce, neredeyse bin yıl önce, eleştirdiği noktaları bugün hala görüyor olmamız da etkileyici oldu benim için. Evet, kabul ediyorum oldukça sert bir üslubu var. Birçok insanı rahatsız edebilir. Ama aydınlar birilerini rahatsız etme kaygısıyla fikirlerini söylemekten geri durmamış hiçbir zaman. 

Oldukça popüler olan, benim de en çok hoşuma giden dörtlüklerden birini bırakayım o zaman son olarak. Bu arada puanlama sistemime sokmuyorum Dörtlükler'i. Hem bir şiir kitabı olduğu için, hem de kendimde Hayyam'a 5 üzerinden puan verecek haddi görmediğim için :D 

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel:
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

30 Kasım 2017 Perşembe

Buğu

Kitap Adı: Buğu
Kitap Yazarı: Nihan Kaya
Yayınevi: İthaki

Sayfa Sayısı: 208
Baskı Yılı: 2017


Buğu beni arka kapağındaki şu yazıyla yakalamıştı: "Roman ve Gerçek başlıklı bölümlerle ilerleyen Buğu, kurgu ilerledikçe romanın gerçeğe, gerçeğin romana, Bakırköy Akıl Hastanesi'ndeki hastaların doktora, doktorların hastalara dönüştüğü, gerçekliğe, psikiyatri bilimine, roman tekniğine dair yerleşik inançlarımızı sorgulayan, anti-psikiyatrik bir anti-roman."

Aynı zamanda Nihan Kaya'nın psikanaliz eğitimi almış olması da kitaba karşı merakımı fazlasıyla arttırdı. Ayrıca dikkat ettiyseniz kapakta da bir Rorschach görseli var. Ben de bir okuyayım dedim böylece :D

Kitaba başladığımda epey şaşırdım çünkü çok karmaşık bir giriş yaptı. Düzensiz, dağınık konuşmalar falan vardı. Daha sonra biraz daha düzeldi benim açımdan. Hatta "Şu sıralar kafam dağınık, bir de bu karmaşayı anlayamayacağım sanırım." diye bile düşündüm. 

Kitap Roman ve Gerçek başlıklı bölümler halinde ilerliyor. Roman kısmında Yasef isimli bir adamın hikayesi anlatılıyor. Başından bir şeyler geçmiş ve akıl hastanesine alınmış. Gerçek kısmında ise Nihan isimli bir karakter var. Tezini yazmak için hastaları gözlemlemeye çalışıyor ve Bakırköy'deki hastaneye giriyor bir şekilde.



O kadar güzel denk geldi ki, kitabı bitirdikten yarım saat falan sonra Nihan Kaya bir canlı yayına katıldı ve Buğu hakkında da biraz konuştu. Yalnızca bu kitapta değil, başka kitaplarında da kendini koyup okuru merakta bırakıyormuş. Ama oradaki karakterin kendisi olduğunu da kabul etmiyor tam olarak. Üst kurmaca dediği bu yöntemi kullanmayı ve böylece okurlarının aklını karıştırmayı sevdiğini söylüyor. Bu kitapta da tam olarak bu tekniği kullanıyor aslında. Gerçekle kurgu arasındaki çizgiyi fazlaca bulanıklaştırıyor, ikisini birbirinin içine katıyor. 

Kitabı tam olarak anlayabildiğimi düşünmüyorum. Ama bir saat kadar Nihan Kaya'yı dinledikten ve diğer kitaplarıyla ilgili yorumlara da biraz göz attıktan sonra, yazarın hiçbir kitabının tam olarak anlaşılamayacağını düşünüyorum zaten. Her okuduğunuzda yeni şeyler fark edecekmişsiniz gibi hissediyorum.

Bu kitaptaki sıradışı tarzından sonra zaten okumaya devam etmek gibi bir niyetim vardı kendisini. Yayında çeşitli konular hakkında söylediği birçok şey de çok hoşuma gittiği için bu niyetim kuvvetlenmiş oldu. Aslında kitapları epey eskiymiş ama uzun bir süredir bulunamıyormuş. Neyse ki İthaki tekrardan basmaya başladı, sanırım çok fazla beklemeyeceğiz :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Söyleyebileceğim en doğru şey "farklı" olmasıydı sanırım :D

Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 4/5
Neler olduğunu çözmeye çalışırken okutuyor kendisini. 

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Güzel kapak (%5): 4/5
Hangi görselin olduğunu bir türlü çözemesem de hoşuma gitti kapak :D

Final puanı: 4,05

27 Kasım 2017 Pazartesi

Kadın Savaşçılar

Kitap Adı: Kadın Savaşçılar
Özgün Adı: Las Chicas son Guerreras
Kitap Yazarı: Irene Civico & Sergio Parra
Çeviren: Arda Çelik

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 120
Baskı Yılı: 2017

Kadın Savaşçılar bize birbirinden cesur, güçlü ve ilham verici hayat hikayelerine sahip 26 kadından bahsediyor. E-kitapların atasını icat eden Ángela Ruiz Robles, suç kraliçesi Agatha Christie, kadınların oy kullanmaya bile hakkının olmadığı bir dönemde binden fazla film çekmiş ilk kadın yönetmen Alice guy, sıradan bir günde otobüsteki yerinden kalkmayı reddederek koskoca bir devrim başlatan Rosa Parks... Hepsinin hikayesi mükemmel gerçekten.

Bu kitabı okurken bir çok şey de öğrendim. Hiç duymadığım ve bundan dolayı kendime kızdığım kadınlarla tanıştım. Frankenstein'ın yazarının kadın olduğunu öğrendim mesela. Ya da daha garibi, Simone de Beauvoir'ın kadın olduğunu öğrendim :D

Birbirinden değerli bu 26 kadın kronolojik olarak sıralanmıştı kitapta. Ve en sonda bahsi geçen kadın, Malala Yousafzai benden 2 yaş küçük. Fakat kendisi Nobel Barış Ödülü'nü kazanan en genç kadın olarak anılıyor. Hayran olmamak mümkün değil!



Son zamanlarda bu feminizm edebiyatının yükselmesinden ziyadesiyle memnunum. Hep Kitap'tan çıkan Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler, Desen Yayınları'ndan Kadınların Nesi Var? bu türün güzel örneklerinden. Kadın Savaşçılar da kesinlikle okumanızı ve kitaplığınıza dahil etmenizi istediğim bir kitap oldu. 

Ayrıca bu tarz kitapların bu formatta basılmasını da özellikle faydalı buluyorum. Bu kadınların hayatları sıkıcı ve standart birer biyografi olarak basılsaydı herkese hitap etmeyebilirdi. Ama bu şekilde illustrasyonlarla renklendirilmiş bir kitap yediden yetmişe herkesin ilgisini çeker ve herkes büyük bir keyifle de okur. Bu formatın sonuna kadar destekçisiyim! :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok güzel. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
1 saatinizi almaz bitirmek. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
İnanılmaz kaliteli bir baskı ve çeviri. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın!

Güzel kapak (%5): 5/5
Kapak çok tatlıı :D

Final puanı: 5

26 Kasım 2017 Pazar

Three Dark Crowns (Three Dark Crowns, #1)

Kitap Adı: Three Dark Crowns
Kitap Yazarı: Kendare Blake
Yayınevi: Harper Teen

Sayfa Sayısı: 398
Baskı Yılı: 2016

Three dark sisters
All fair to be seen,
two to devour
and one to be Queen

Fennbirn adasında her nesilde, kraliçe olmak üzere kız kardeş doğuyor. Üçünün de bir yeteneği var. Katherine bir zehir ustası. Mirabella elementleri kullanabiliyor. Arsione ise doğaya hükmedebiliyor.

Bu üç kız kardeş, yeteneklerini kullanmaları ve kraliçe olmaları için farklı yerlerde yetiştiriliyor. 16. yaşlarına bastıklarında, her yıl düzenlenen Beltane isimli bir festivalde yeteneklerini görücüye çıkarıyorlar. Ve taht kavgası başlıyor. Bir sonraki Beltane'e kadar, bir yıl içinde üç adaydan biri diğer iki kardeşini öldürerek tacı ele geçirmek zorunda.



Konu aslında güzel. Hem bir taç savaşı var hem de doğaüstü yetenekler falan. Canım ne zamandır taht kavgası, saray entrikası falan okumak istiyordu. Kan istiyordu, vahşet istiyordu :D Bu kitaba da o niyetle başlamıştım. Ama hiç keyif alamadım. Gerçekten çok sıkıldım okurken. Bunun sebebi serinin ilk kitabı olması da olabilir. Ama dehşet sıkıldım yani :D

Bu arada son olarak şunu da söylemiş olayım, dili itibariyle de pek tavsiye edemem kitabı. Kolay bir İngilizcesi olduğunu düşünmüyorum. Belki okurken sıkılmamı bu da etkilemiş olabilir.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Konuyu beğendim aslında. Kraliçe adaylarına doğaüstü güçler falan verilmesi oldukça iyi. 

Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 1/5
Çok sıkıldığım için akıcı diyemeyeceğim :D

Baskı kalitesi (%5): 5/5
E-kitap :D

Güzel kapak (%5): 4/5
Kapak fena değil. Her taca ilgili yeteneklerin eklenmesi hoşuma gitti :D


Final puanı: 2,55

22 Kasım 2017 Çarşamba

Düşler Ülkesi

Kitap Adı: Düşler Ülkesi
Özgün Adı: Tiger Lily
Kitap Yazarı: Jodi Lynn Anderson
Çeviren: Belgin Selen Haktanır

Yayınevi: Novella Dinamik
Sayfa Sayısı: 331
Baskı Yılı: 2017

Ben aslında Düşler Ülkesi'ni daha önce okumaya başlamıştım. Ama okurken bir yerde Peter Pan'in adı geçti ve daha sonra diğer karakterlerin de Peter Pan dünyasına ait olduğunu öğrenmiş oldum. Peter Pan'i daha önce okumadığım için de kitabı bırakarak önce onu okumaya, daha sonra kitaba devam etmeye karar verdim. 

Doğrusu, yazarın neden böyle bir şey yapmış olduğunu anlamış değilim. Yani, neden Peter Pan karakterlerini kullanmış ki? Kitabın tanıtımında "stunning reemagining" falan diye geçiyor ama bence meh yani :D 

Kitap Peter Pan ve Türkçeye genelde Kaplan Zambağı olarak çevrilen Tiger Lily etrafında dönüyor. Tinker Bell olarak tanıdığımız o minik peri de olaylara pek dahil olmadan, bir gözlemci olarak hikayeyi anlatıyor bize. Bunun dışında Kaplan Zambağı'nın yaşadığı köydeki diğer karakterleri, kayıp çocukları ve hatta bir yerde Wendy'yi bile görüyoruz. Burada orijinal hikayeye göre bazı değişiklikler yapıldığını da söyleyebilirim.



Yani, bilemiyorum. Ben kitabın pek bir olayını göremedim. Bu bildiğimiz karakterler yerine yepyeni isimlerle okusaydım daha mı anlamsız olurdu, onu da bilemiyorum. Ama Peter Pan dünyasının kitaba katkısını da çok hissedemedim. Öyle okuyup bitirdim sadece açıkçası. 

Bu arada siz bu yazarı rengarenk ve kokulu Şeftali serisinden tanıyorsunuz büyük ihtimal. Ama ben o kitapları okumadığım için Düşler Ülkesi bu yazarla tanışma kitabım oldu. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Eh. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Fena değildi. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Çeviriyi çok sevemedim. Kimin kim olduğunu anlayamadım bazen farklı çevirilerden ötürü. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Maalesef :D

Güzel kapak (%5): 3/5
Kapak da eh bence.  

Final puanı: 2,35

18 Kasım 2017 Cumartesi

Kadınların Nesi Var?

Kitap Adı: Kadınların Nesi Var?
Özgün Adı: The Trouble with Women
Kitap Yazarı: Jacky Fleming
Çeviren: Mavisu Kahya

Yayınevi: Desen
Sayfa Sayısı: 117
Baskı Yılı: 2017

Kadınların Nesi Var, bol illüstrasyonlu az yazılı bir kitap olmasına rağmen beğenimi fazlasıyla kazandı. Okurken gerçekten çok keyif aldım, çok beğendim. Bazı yerlerde kahkaha attım. Bu anlamda kazandığı Artémisia Mizah Ödülü'nü fazlasıyla hak ettiğini söyleyebilirim.

Jacky Fleming, bu kitabında kadının toplumdaki yeri, kadına bakış açısı gibi konulara hızlı bir tarihsel bakış sunuyor. Tarih boyunca erkekler ve erkek ergemen toplumlar kadınlar hakkında pek çok şey söyledi. Kadınların çalışmak için, bilim üretmek için ve hatta "düşünmek" için bile fazla narin ve zayıf olduğu söylendi. Hatta kadın beyninin erkek beyninden daha küçük olduğu bile iddia edildi. 

Darwin, kadınların biyolojik olarak ikinci sınıf yaratıklar olduğunu söyledi. Tarihte hiç kadın dahi olmaması da buna bağlandı. Kadınların ancak dikiş nakış işleriyle uğraşması gerektiği, çocukluktan itibaren bastırılarak kocasını tatmin edebilecek uysallığa getirmenin şart olduğunu söylendi. 



Bu kitap, bu ve bunun gibi birçok saçmasapan fikri eleştiriyor. Ama bunu o kadar güzel bir sivri dille yapıyor, laflarını zekice ve inceden inceden sokuyor ki okurken büyük bir keyif alıyorsunuz :D Zekice yapılan hiciv gerçekten farklı bir tada sahip oluyor. Bu kitap bana fazlasıyla bu tadı verdi. 

Kadınlar hakkındaki bu abuk subuk fikirlerin sahipleri bildiğimiz insanlar aslında. Jean-Jacques Rousseau, Charles Darwin, Arthur Schopenhauer gibi isimler eleştiriliyor kitapta. Özellikle Schopenhauer'in akıldışı söylemleri beni fazlasıyla şaşkına uğrattı. Tabii ki hepsi içinde bulunduğu döneme ve topluma göre değerlendirilmeli ama bugünün gözüyle baktığımızda söyledikleri kocaman birer saçmalık :D

Bu kitap tüm bunları eleştirirken bir yandan da erkek beynine karşı gelmiş başarılı kadınları gösteriyordu. Jane Austen'ın ya da Marrie Currie'nin başarılarına değiniyordu ufacık. Ya da tarihteki ilk kadın doktorlar sayılan dört kadının adını zikrediyordu. 

Dediğim gibi, kitabın zeki ve sivri dili çok hoşuma gitti. Okumanızı gerçekten tavsiye ederim.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok beğendim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
1 saat bile sürmez bitirmeniz :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Orijinal isim (%10): 1/5
Bu pek olmamış :D

Güzel kapak (%5): 4/5
Kapak ilgi çekici bence. 

Final puanı: 4,55

16 Kasım 2017 Perşembe

Peter Pan

Kitap Adı: Peter Pan
Özgün Adı: Peter Pan
Kitap Yazarı: J. M. Barrie
Çeviren: Betül Avunç

Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 192
Baskı Yılı: 2001

Salı günü Novella Dinamik'ten yeni çıkmış olan Düşler Ülkesi'ni okumaya başlamıştım. Kitaba başladım ama neler olduğunu pek çözemedim. Kitabın ana karakterleri periydi, sonra bir yerde Peter Pan adı geçti. Daha sonra bakınca karakterlerin çoğunun -belki de hepsinin- Peter Pan dünyasına ait olduğunu fark ettim. Tabii ben Peter Pan hikayesini daha önce okumadığım için hakkında hiçbir şey bilmiyordum. O yüzden Düşler Ülkesi'ni avel avel okuyormuşum :D Neyse ki 30-40 sayfa içinde olayı çözdüm :D

Sonra da Düşler Ülkesi'ni bırakıp önce Peter Pan'i okumaya karar verdim ve İthaki Yayınları'ndan çıkmış olan bu baskısının e-kitap versiyonuna ulaştım. Ve böylece Peter Pan ile ilgili adından başka hiçbir şey bilmiyor olma şeklinde zuhur eden cahilliğim bir son buldu :D



Kitabın biraz sıradışı ve eğlenceli bir kurgusu var. Burada konusunu anlatmayacağım, dünya üzerinde benden başka bilmeyen insan olduğunu zannetmiyorum :D Açıkçası bir çocuk kitabı için bir miktar absürt geldi bana ama yine de sevdim, okurken keyif aldım. 

İşte görüyorsunuz, kitaplar nelere kadir :D Koskoca çocukluğumda okuyup öğrenemediğim Peter Pan hikayesini bu yaşta okutmuş oldu bana :D Bir filmi falan da varmış sanırım, belki onu da izlerim yakın zamanda. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Değişikti :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Zaten bir çocuk kitabı, akıcı olması çok doğal :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Aslında 15-16 yıllık bir çeviri ama rahatsız eden bir şey olmadı beni. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Peter Pan zaten :D

Güzel kapak (%5): 3/5
Eh yani kapağın pek bir olayı yok :D

Final puanı: 4,1

15 Kasım 2017 Çarşamba

Feminist Felsefeye Giriş

Kitap Adı: Feminist Felsefeye Giriş
Özgün Adı: An Introduction to Feminist Philosophy
Kitap Yazarı: Alison Stone
Çeviren: Yonca Cingöz & Bilge Tanrısever

Yayınevi: Otonom Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 329
Baskı Yılı: 2016

Hem kişisel bir yaşam görüşü olarak hem de mesleki anlamda feminizmi benimsemeye çalışan biri olarak uzun zamandır bir şeyler okumam gerektiğini düşünüyordum. Sonra bu alanda yükseklisans yapan bir arkadaşımın önerisiyle birkaç kitap alarak artık bu dünyaya adım attım :D

Feminist Felsefeye Giriş, temel seviyede bir ders kitabı olarak düşünülebilir aslında. Kitabın içinde cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsellik, cinsel fark, özcülük, doğum ve feminizm konularının incelendiği başlıklar var. Tüm bu başlıklar içinde bu kavramlara ilişkin tanımlar yapılıyor, bölüm sonlarında bu tanımlar geliştiriliyor, farklı fikirler ve bakış açıları gösterilip çeşitli yönleriyle eleştiriliyor. 

Kitabın başında, "Bu kitap nasıl kullanılır?" bölümünde de kitabın maksimum fayda sağlayacak şekilde nasıl okunmasına dair tavsiyeler de vardı. Örneğin, kitap boyunca ilk kez tanımlanan kavramlar koyu şekilde yazılıyordu. Böylece ilerledikçe kavramı yeniden gördüğünüzde ya da geliştirilerek yeniden tanımlandığında kolayca ilk haline gidebiliyordunuz. 



Dediğim gibi, kitap aslında üniversitelerde belki bir dönem belki bir yıl boyunca işlenebilecek kapasiteye sahip akademik bir kitap. Birçok şey öğrendim ama okurken de çok zorlandım tabii ki. Bunda benim kurgu olmayan kitap okuyamama durumumun da etkisi vardır tabii ki :D 

Feminizme ve aslında temelindeki felsefeye bir giriş yapmış oldum. Tabii ki üzerinde daha onlarca şey okumam gerekiyor ama bu alanda çok temel olarak görülen ve tartışılan kavramlarla ilgili fikir sahibi olmuş oldum. Bu konular ilginizi çekiyorsa iyi bir giriş kitabı olarak tavsiye edebilirim.


Benim her zaman kullandığım puan sistemine bu kitabı oturtacağımı bilemediğim için bu kitabı kullanmayacağım sanırım. Ama çevirinin çok hoşuma gitmediğini söylemeliyim. Kitabı okurken sanki on beş yirmi yıl önce çevrilmiş hissi uyanıyor ama öyle değil. Mevcut literatüre uyum sağlamaya mı çalışmışlar bilemiyorum ama kitap boyunca sıkça gördüğümüz "tahakküm"den daha yeni bir kelime bulmak çok zor değil bence :D