20 Ekim 2017 Cuma

Gökyüzüne Tutunurken

Kitap Adı: Gökyüzüne Tutunurken
Özgün Adı: Skyscraping
Kitap Yazarı: Cordelia Jensen
Çeviren: Pınar Polat

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2017

Gökyüzüne Tutunurken geldiği günden beri çok ilgimi çekiyordu çünkü alışık olduğumuz tarzın biraz dışında yazılmış. Yazar kitabını nazım olarak kaleme almış. Yani bildiğimiz düzyazı değil, dizeler halinde ilerliyor yazılanlar.

Belki şiir gibi de diyebiliriz ama okuduğumuz şeyler şiir değil aslında. Dizeler arasında uyak falan da söz konusu değil. Yazar dağınık yazmış sadece :D Hatta bazen kelimeleri yıldız oluşturacak şekilde falan bile düzenlemiş, çok hoşuma gitti bu.

Ancak kitap için pek de bunu söyleyemeyeceğim. Yüreğimi Dağlayan Kitaplar serisine yeni bir üye daha eklenmiş oldu. Bunu bize niye yapıyorsunuz sevgili yazarlar? Git çiçekleri böcekleri falan yaz. Neden yani böyle kalbimin üstünden geçen kitaplar yazıyorsunuz? :D


Liseden mezun olmaya hazırlanan Mira, babasını annesini aldatırken yakalıyor. Bunu kitabın tanıtım yazısından aldım ancak olay tam olarak böyle değil. Başka şeyler var işin içinde. Bu tanık olduğu olay karşısında fazlasıyla sarsılıyor, akıl hocası olarak gördüğü babasını artık tanıyamadığını falan düşünüyor. Yavaş yavaş da kendisini bütün ailesinden ve okul hayatından soyutlamaya başlıyor. Şimdi düşününce, "Yazar, Mira'nın dağılmış iç dünyasını anlatmak için böyle yazdı belki de." dedim. Daha sonra başka şeyler de oluyor ve Mira çok geç olmadan her şeyi yoluna koymaya çalışıyor. 

Kitap takıldığım bir nokta oldu, o da olayların 1993 yılında geçmesi. Yazarın neden bunu yaptığını merak edip durdum. Hatta kitaptaki bazı olaylara karşı bundan 20 yıl önce toplum daha hassas, daha bilinçsiz falandı diye düşündüm. Hala emin değilim ama sanırım sebep, yazarın kendisi. Yazar da 1993-94 yıllarında Mira ile aynı olayı yaşamış, teşekkür kısmında bahsediyor.

Hem tarz hem de içerik olarak kitabı sevdim ben. Ama dediğim gibi çok içiniz burkuluyor okurken. Hüngür hüngür ağlamayı kabul ediyorsanız okuyabilirsiniz :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Dize dize ilerlediği için çok hızlı okunuyor.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 4/5
Bir iki kelime gördüm galiba yanlış yazılmış. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Orijinal adı Gökdelen'miş :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Fena değil :D

Final puanı: 3,55

18 Ekim 2017 Çarşamba

Daralan

Kitap Adı: Daralan
Kitap Yazarı: Mine Soysal
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı

Sayfa Sayısı: 215
Baskı Yılı: 2017

Bu kitabı okurken gerçekten böyle bir beklentim yoktu. Ama kitabı fazlasıyla beğendim :D Daralan benim Mine Soysal'dan okuduğum ilk kitap. Kendisi ayrıca Günışığı Kitaplığı'nın genel yayın yönetmenliğini de yapıyormuş.

Daralan, liseye başlamak üzere olan Mete'in hikayesini anlatıyor bize. Kıt kanaat geçinmeye çalışan bir aileye sahip. Ablasının da fiziksel bir engeli var, yürüyemiyor. Babası bir yerlerde iş çıktıkça, inşaatlarda falan çalışıyor. Mete de biraz depresyon sınırlarında dolaşıyor.

Tüm bunların üstüne bir de yeni komuşlarının bitmek bilmeyen kavgaları ekleniyor. Psikopat bir baba ve büyük oğul evin annesini ile kız ve erkek kardeşi dövüp duruyor. Kendi yaşıtı olan Ömer'in yakasına yapışmasıyla karşı evin olayları kendi evlerine de dahil oluyor. Böylece Mete ve ailesinin hayatı biraz hareketleniyor.



Biraz yürek burkan bir hikaye var ama kitap çok hoşuma gitti gerçekten. Mete'yi aşırı sevdim, ilk sayfalardan itibaren hemen içim ısınıverdi. Psikolog teyzenin işin içine girmesiyle de bu kendi halindeki ailenin hayatının bir nebze güzelleşmesini okumak da mutlu olmanızı sağlıyor.

Günışığı Kitaplığı, her gün giderek büyüyen çok güzel bir çocuk kitapları arşivine sahip. Biri bir çocuk kitabı önerisi falan istediğinde aklıma başka bir yayınevi gelemiyor artık. Yoğun zamanlarda, başka bir şeyler okuyamıyorken bir çocuk kitabından daha güzel bir alternatif göremiyorum :D



Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Gayet güzeldi.

Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 5/5
Hemencecik okunuyordu :D

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Güzel kapak (%5): 4/5
Kapak tatlı :D

Final puanı: 4,55

16 Ekim 2017 Pazartesi

Hayalperest

Kitap Adı: Hayalperest
Özgün Adı: The Dreamer
Kitap Yazarı: Pam Muñoz Ryan & Peter S
ís
Çeviren: Özlem Sığırtmaç

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 371
Baskı Yılı: 2017

Hayalperest aşırı tatlı kapağı ve ilginç içeriğiyle ilgimi çekiyordu. O yüzden bu kocaman puntolu ve illüstrasyonlu çocuk kitabını okuyuverdim. Tek günde bile bitirebilirsiniz, o kıvamda bir kitap.

9-10 yaşlarında, dünya tatlısı Neftali isimli bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Her şeye meraklı, yolda yürürken bile durup otları yaprakları inceliyor Neftali. Bol bol hayal kuruyor ve en önemlisi de kitap okumayı çok seviyor. İlk satırlardan itibaren bir sıcaklık hissediyorsunuz Neftali'ye karşı.

Zayıf, cılız bir çocuk olduğu için diğer çocukların arasına pek karışamıyor. Kendisiyle alay ettikleri için yalnız başına vakit geçirmeyi daha çok seviyor. Bir de sürekli güçlen, erkek ol, boş şeylerle uğraşma falan diye başının etini yiyen bir babası var.



Böyle tatlı tatlı kitabı okurken, bir anda bu kitabın aslında bir biyografi olduğunu öğreniyoruz. Kitabın tanıtımlarında kim olduğu söylenmemiş, o yüzden ben de söylemeyeceğim. Kendiniz okuyarak keşfederseniz daha keyifli olur. Böyle kısıtlı imkanlarda, böyle bir çocukluk geçirip Nobel Edebiyat Ödüllü bir şaire dönüşmek takdire şayan gerçekten. 

Yirminci yüzyılın en önemli şairlerinden biri olarak anılan bu ismin hikayesini okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Umut dolu, cesaret verici ve etkileyici bir hayat öyküsü. Neftali'yi kurgusal bir karakter olarak da çok sevmiştim zaten, aslında kim olduğunu öğrenince de saygı duydum. 

Bu kitap sanırım daha önceleri İthaki'deymiş ama Yabancı Yayınları yakın zaman önce yeni bir baskı yaptı. Çok tatlı çizimleri de var, her yaştan insanın keyifle okuyabileceği bir kitap olmuş.


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Gayet güzeldi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
En fazla iki-üç saate biter :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 4/5
Birkaç yazım hatası takıldı gözüme. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Yani, olmuş :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapak aşırı tatlı yaa :D

Final puanı: 4,6

15 Ekim 2017 Pazar

Ben, Robot (Robot, #0.1)

Kitap Adı: Ben, Robot
Özgün Adı: I, Robot
Kitap Yazarı: Isaac Asimov
Çeviren: Ekin Odabaş

Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 238
Baskı Yılı: 2017

Bilimkurguyla azıcık bile ilgileniyorsanız bir yerlerde Asimov'un adıyla karşılaşmamış olmanız imkansız. Zira kendisi, bu türün temelini atanlardan, kendisinden on yıllar sonra bile yazılan kitaplara ilham veren isimlerden biri olarak anılıyor. 

Ben, Robot Asimov'un Robot serisine ait bir kitap. Bilgilerine baktığınızda görebileceğiniz üzere, bir yan kitap aslında. Asimov'un ilk öyküsünü 1939'da yazmış olduğu bir öykü kitabı da diyebiliriz. Genelde Robot serisine bir zemin hazırlamak ve esas kitapları okurken yapılan birçok göndermeyi anlayabilmek için okunması tavsiye ediliyor.

Elimizdeki bu kitap, bir robopsikolog (bu terime aşık oldum :D) olan Susan Calvin'in bir röportaj esnasında bahsettiği meslek hayatından anılar şeklinde ilerliyor. Calvin bize farklı zamanlarda yaşanmış 9 anısından bahsediyor. Bunlar içinde benim en sevdiğim öykü Kanıt oldu.

Ayrıca Üç Robot Kanunu'na da bayıldım. Yaşadığı dönemde bırakın robotları, elektronik devrelerin bile doğru düzgün esamesi okunmazken, böyle bir dünya yaratabilmiş olması Asimov'un nasıl inanılmaz bir yazar olduğunu gösteriyor. Yazdığı bu öykülerle kendi yasalarının açıklarını bulmaya çalışması, robot yasaları üzerinden ufak ufak ahlak, etik, insan olmak gibi konulara dokundurması da gerçekten hayranlık uyandırıcı.



Bu kitabı okuyup sevince seriye devam etmeye niyetlenmiştim ama durumlar çok karışık :D Robot Serisi zaten kendi başına muazzam bir seri. Fakat yazar bu Robot serisini, bir diğer baba seri olan Vakıf serisi ile birleştirmeye karar vermiş. Böylece iki koskoca dünya birbirinin içine geçmiş.

Hal böyle olunca da bu kitapları nasıl okumamız gerektiğiyle ilgili yıllardır süregelen tartışmalar var. Pek çok insan, kurguyu daha iyi anlayabilmek ve okuma keyfinizi arttırmak için kitapları yayınlandığı sırayla okumamanız gerektiğini söylüyor. İnternette okuma sıralarıyla ilgili bir sürü liste bulabilirsiniz. Listeler hemen hemen aynı olsa da bazı konularda ihtilaflar hala devam ediyor.

Kitaplarla ilgili mükemmel sırayı bulabilseniz bile kitapların kendisini bulabilmeniz pek mümkün değil :D 50-60 yıl önce yazılmış kitaplardan bahsediyoruz. Yeni baskılar yapılmış tabii ama şu an hiçbiri ortada yok. Sahaflar inanılmaz fahiş fiyatlara satmaya çalışıyor sadece. Neyse ki İthaki'nin yakın zamanda bu güzide kitapları tekrar bizimle buluşturacağı haberini aldım. Beklemedeyim! :D

Bu koskocaman ve kafa karıştırıcı dünyaya girmek istemiyor olabilirsiniz. Yine de Ben, Robot'u keyifle okuyabilirsiniz. Benim gibi yapay zeka ve robot delisiyseniz büyük bir keyif alacağınızı garanti edebilirim.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Farklı hikayelerden oluştuğu için akıcıydı. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
I, Robot!

Güzel kapak (%5): 4/5 
Bilimkurgu Klasiklerinin rengarenk kapaklarını çok seviyorum. 

Final puanı: 4,15

11 Ekim 2017 Çarşamba

Her Şey Unutulmadı

Kitap Adı: Her Şey Unutulmadı
Özgün Adı: All is Not Forgotten
Kitap Yazarı: Wendy Walker
Çeviren: Erdem Bostan

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 312
Baskı Yılı: 2017

Her Şey Unutulmadı, Yabancı Yayınları'nın en yeni bebeklerinden. Kitap okuma listemde duruyordu ve  merak ediyordum zaten. O yüzden çıktığını görünce epey heyecanlandım.

Sorunsuz, sessiz sakin bir kasaba olan Fairview'de bir olay oluyor. Genç bir kız olan Jenny, bir okul partisinin ardından saldırıya uğruyor. Bu travmanın tedavisi için yeni geliştirilmiş bir ilaç ile Jenny'nin hafızasının ilgili kısımları siliniyor. Ama beyin bu kadar kolay işleyen bir şey değil tabii. Jenny hatırlamadığı şeylerin duygusal ağırlığı altında daha da kötü oluyor. Bunun üzerine de Alan Forrester bir psikiyatrist ile görüşmeye başlıyor. 



Ancak psikiyatrist biraz garip. Çünkü Jenny ile yaptığı seanslarda etik sınırları yerle bir ediyor. Zihinsel manipülasyon mu dersiniz, danışanın gizliliğini bozmak mı dersiniz... Ne ararsanız var :D Kitabın ilk yarısında aşırı sıkılmıştım. Kitap gerçekten çok ağır ilerliyor. Ama sonra hem psikiyatristin yaptıklarını dehşetler içinde okudum, hem de olay fazlasıyla ilgi çekici bir yere geldi :D

Hiç beklediğim gibi bir kitap değildi. Ne beklediğimi de bilmiyorum ama bambaşka bir şey okudum. Psikolojik gerilim türünde farklı bir şeyler okuyorsanız alın size mis gibi öneri :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Kitabın yarısında gerçekten sıkıldım. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Türkçede kulağa biraz garip gelse de orijinal ismi kullanmışlar, yaşasın! :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Güzel bence :D

Final puanı: 3,7

8 Ekim 2017 Pazar

Başlangıç (Robert Langdon, #5)

Kitap Adı: Başlangıç
Özgün Adı: Origin
Kitap Yazarı: Dan Brown
Çeviren: Petek Demir İncek

Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 534
Baskı Yılı: 2017

Kim olursan ol, 
Neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Dan Brown'ın yeni kitabı Başlangıç... Aylardır büyük bir merakla bekliyordum. Çıkacağı için o kadar heyecanlıydım ki kargosunu falan beklememek için gidip direkt mağazadan satın aldım 3 Ekim sabahı. Fakat beni ne kadar tatmin ettiği tartışılır :D Ancak bu sıralar kitap okumayla ilgili garip bir durum yaşıyorum. Bu yorumu bu döneme denk gelmesi itibariyle de değerlendirebilirsiniz :D

Simgebilim profesörü Robert Langdon'ın yıllar önce öğrencisi olmuş olan Edmond Kirsch tüm dünyayı derinden sarsacak bir keşif yapmıştır. İnsanoğlunun tarih boyunca sorduğu iki temel soru olan "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularına tüm dinlerin yaratılış ve insanlığın sonuyla ilgili öğretilerinin tamamen yanlış olduğunu ispat edecek cevaplar bulduğunu iddia etmektedir. Langdon da Kirsch'ün tüm dünyaya canlı yayın yaparak buluşunu ilan edeceği toplantıya davet edilir. Ve sonra bazı şeyler olur ve Langdon'ı yine koşuşturmacalı ve şifre çözmeli bir maceranın içinde buluruz.

Daha önce kitaplarını okumuş insanlar fark etmiştir, Dan Brown kitaplarında lafını pek esirgemez. Söyleyeceği şeylerin kimi rahatsız ettiğine aldırmadan pat pat her şeyi söyler. Birçok kitabında da Hristiyanlık tarihiyle ilgili gerçekleri çarpıttığı iddiasını ortaya attığı için Vatikan'la dalaşıp durmuştur :D


Ancak, Başlangıç'ın kesinlikle en cüretkar kitabı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu kitapta tüm dinleri hedef tahtasına oturtuyor. Dünyadaki milyarlarca inananın inandığı şeyleri sorguluyor. Büyük dinlerin anlattığı yaratılış hikayelerine değiniyor. Gerçekten bir Tanrının olup olmadığını soruyor. Ve kitap boyunca Kirsch'ün bunların aksini ispatlayacak bir şeyler bulup bulmadığı konusunda bizi merakta bırakıyor.

Bu kadar hassas bir konu üzerinde ilerliyorken bir de kitabın son kısımlarında İspanya'nın koskoca kralıyla ilgili eklediği ufak detay beni epey güldürdü. Çok cesur adam gerçekten :D

Öncelikle şunu söylemeliyim, kitap boyunca öğrenmek için deli olduğum şu sansasyonel buluş beni pek de tatmin etmedi. Evet, "Nereden geliyoruz?" sorusuna güzel bir açıklama getirilmiş. Keşke kitapta yapılan şeyi yapabilecek imkanlarımız olsa da bu soruyu biz de gerçekten cevaplayabilsek. 

Kitapta ayrıca "Nereye gidiyoruz?" sorusunun cevabı için ilk sorudan kat kat daha çarpıcı olduğu söylenip duruyordu. Ancak ben hiç şaşırmadım bile diyebilirim. Yani, COME ON! Şöyle bir etrafınıza baktığınızda bahsedilen şeyi görmeniz işten bile değil :D

Bunun dışında kitabın bir tık gereksiz uzun olduğunu düşünüyorum. Aradaki koşuşturma süreci Dan Brown'ın diğer kitapları kadar hareketli ve dolu dolu geçmiyordu bana göre. Dolayısıyla okurken biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Üstüne bir de kitabın sonunda istediğim kadar çarpıcı açıklamalar göremeyince, bir miktar keyfim kaçtı :D

Üzülerek söylüyorum ki, Başlangıç Dan Brown'ın en harika kitabı olmayabilir. Ancak Dan Brown, Dan Brown'dır ve yarın müsvedde kağıda yazdığı alışveriş listesini falan satışa çıkarsa en başta alanlardan biri ben olacağım :D O yüzden okuyun, okutun! :D 

İki tane de hoşuma giden alıntı bırakayım:

"Tarih boyunca... Özellikle de tanrılarının tehdit edildiğini hissettiklerinde dünyanın en tehlikeli insanları din görevlileri olmuştu."

"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Fazla uzun, biraz sıkıcı :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Bir çeviri hatası vardı, böyle bir şeyi nasıl yapabilirler dedim ama onun dışında güzeldi :D Doğrusu İspanyolca cümlelerin parantez içinde değil de dipnot olarak verilmesini tercih ederdim. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Bütün kitabın olayı "köken" kelimesi zaten. Böyle bir değişikliğe ne gerek vardı?

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapak çok amatör ya :D

Final puanı: 3,5

1 Ekim 2017 Pazar

Uyurgezer

Kitap Adı: Uyurgezer
Özgün Adı: Der Nachtwandler
Kitap Yazarı: Sebastian Fitzek
Çeviren: Ebru Akyürek

Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 309
Baskı Yılı: 2017

Taşınanların Bir Süre Sonra Delirdiği Veya İntihar Ettiği Bir Ev, Nereye Açıldığı Bilinmeyen Bir Kapı Ve Dehlizlerden Oluşan Karanlık Bir Labirent…

Leon bir sabah uyandığında karısını yüzü gözü morarmış halde görür. Kadın eşyalarını toplar ve hiçbir şey söylemeden evden çıkıp gider. Bunun üzerine Leon yıllar önce yaşadığı uyurgezerlik sorununun yeniden tetiklendiğini ve uykusundayken karısına zarar verdiğini düşünür. Yıllar önce doktorunun kendisine uyguladığı tekniği hayata geçirmeye karar verir ve uyuduğu süre boyunca bir kafa kamerasıyla kendisini kaydeder.

Bu aşamadan sonra olaylar sizi gerim gerim gerecek şekilde ilerliyor. Leon eviyle ilgili daha önce hiç görmediği şeyler keşfediyor. Uyurgezer durumdayken neler yaptığını, nerelere gittiğini yavaş yavaş öğreniyor. 

Ama bu olanların hangisi gerçek? Uyurken gerçekten etrafa vahşet saçan, karısına zarar veren biri mi? Peki uyanıkken ne yapıyor? İki evredeyken de bir diğerinde neler olduğunu ve neler yaptığını hatırlayamıyor. Bu karmaşıklık ve tutarsızlıklardan dolayı adeta kafayı yeme noktasına geliyor.



Biz de Leon ile birlikte gerçekliği kaybediyoruz. Kitabı bitirdiğinizde neyin gerçek olduğunu anlayamıyoruz. Yazarın sonlara doğru bahsettiği şey mi, yoksa son sayfada bir anda söyleyip bitirdiği şey mi? Hangisi gerçekti? Leon'a ne oldu?

İki kitabını okuduktan sonra Sebastian Fitzek'in normal bir insan olmadığına kanaat getirdim. Zira kendi halinde, ortalama, standart biri bu kitapları yazamaz. Böyle şeyler yazmak için biraz manyak olmak gerekiyor :D Fitzek, psikolojik gerilim türünde çok üst sıralarda adını anmaya devam edeceğim yazarlardan biri. Okumadıysanız, mutlaka tavsiye ediyorum!


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Oldukça güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Adam yakanıza yapışıyor resmen, kitap bitene kadar beyninizi kemiriyor :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
Nachtwandler gerçekten Uyurgezer demekmiş :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak görselinde pek bir olay yok ama kulakçıktaki şifreyi falan sevdim :D

Final puanı: 4,6

30 Eylül 2017 Cumartesi

Da Vinci Şifresi (Robert Langdon, #2)

Kitap Adı: Da Vinci Şifresi
Özgün Adı: The Da Vinci Code
Kitap Yazarı: Dan Brown
Çeviren: Petek Demir İncek

Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2016

Dan Broooooooownn! :D Çok seviyorum ya :D Biliyorsunuz, 3 Ekim'de yeni kitabı satışa çıkıyor. Ben de o bebeği ellerime almadan önce birazcık Dan Brown okuyayım dedim ve Da Vinci Şifresi'ni elime aldım. Bu baskı Altın Kitaplar tarafından "Gençler için uyarlandı" şeklinde çıkarıldı ama bir fark yok, sadece kitabın sonunda kitapta bahsi geçen tablolar ve mekanların fotoğrafları var. 

Yüzlerce yıldır gizli tarikatlar tarafından korunan büyük bir sır. Bu sır ortaya çıkarsa yer yerinden oynayacak. Hristiyan dünyası adeta yıkılacak. Dan Brown'ın burada hristiyanlık tarihi ve İsa ile ilgili hiç lafını esirgemeden söyledikleri de epey ilgi çekici. Okurken "bu adamı nasıl sağ bırakıyorlar" diye düşündüm doğrusu :D Zaten kitap 2003'de Lübnan'da "Hristiyanlığa saldırı" sebebiyle yasaklanmış. Eh, bir zahmet :D



Ünlü sembolbilimci Robert Langdon da bu sırrın içine çekiliyor işte. Fransa'da, Louvre müzesinde ve Leonardo Da Vinci'nin etrafında dönen harika bir kurgu!

Dan Brown'a olan hayranlığımı biliyorsunuzdur zaten. Yazdığı her şeyi okuyorum, her şeyi çok ama çok beğeniyorum. Da Vinci Şifresi de o harikalardan biriydi. Hala Dan Brown ile tanışmadıysanız sizin için çok üzülüyorum, çok şey kaybediyorsunuz :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Bir günde bile bitebilir :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
Da Vinci Code!

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kitapta bahsedilen şeyi koymuşlar sanırım ama benim kafamda canlanan böyle bir şey değildi :D

Final puanı: 4,95

25 Eylül 2017 Pazartesi

Sufle

Kitap Adı: Sufle
Kitap Yazarı: Aslı E. Perker
Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa Sayısı: 306
Baskı Yılı: 2011


Aslı Perker ile Bana Yardım Et kitabıyla tanşmıştım. Kitabın yorumunu yaptıktan sonra Aslı hanımın ekibinden (?) biri benimle iletişime geçip Sufle'yi de göndermek istediklerini söylemişti. 1 yıldan fazla süre önce de Sufle imzalı olarak elime geçmişti. Kendilerine buradan teşekkür etmiş olayım tekrar. Evet 1 yıldır okumayı bekletiyorum :(

Öncelikle Aslı Perker'de beni çeken bir şeyler var. Bunu tam olarak tanımlayamıyorum. Tarzını seviyorum, bir şekilde kendini okutuyor. Garip. :D

Bu kitapta da öyle oldu. Çünkü kitapta hem sevdiğim hem de sevmediğim iki büyük şey vardı. Kitap üç karakter etrafında dönüyor. Eşi bir kalp krizi sonrası yatağa bağımlı hale gelen Lilia, yine hasta annesine bakmak zorunda kalan Ferda ve eşini kaybeden Marc. Karakterlerin üçünün de yemek yapmayı seviyor olması ve kitapta bol bol mutfak sahnesi görmemiz benim için çok keyifliydi.



Kitabı okumamı epey zorlaştıran şey de yine bu karakterlerle aslında. Çünkü üçü de sanırım 50-60 yaşlarında, orta yaşlı insanlardı. Ömrü hayatımda okuduğum en yaşlı ana karakterler oldular sanırım :D Kitap boyunca yakın zamanda kötü şeyler yaşamış bu üç insanın yemek yaparak yaralarını sarmaya çalışmasını okuyoruz bir anlamda. Sürekli orta yaşlı insanlarla olmak haliyle beni biraz sıktı. 

Bu üç karakterin, dünyanın farklı yerlerinde aynı kitapla karşılaşmaları da epey hoşuma gitti. Bu kitabın adı "Sufle: En Büyük Hayal Kırıklığı". En büyük hayal kırıklığı diyor olması karakterler gibi benim de ilgimi çekti ve tıpkı onlar gibi ben de "Ne var canım sufle yapmakta?" diye düşündüm. Ama çok şey varmış :D

Dediğim gibi, Aslı Perker'in kalemini seviyorum. Sıradan değil, başka bir şeylere benzemiyor. Kendine has bir tarzı var. Siz de benim gibi mutfakla haşır neşir olmayı seviyorsanız bu kitabı okumanızı rahatlıkla tavsiye edebilirim. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Karakterlerin yaşı dışında güzeldi bence. 

Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 4/5
Yaş meselesi beni biraz yavaşlattı :D

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Güzel kapak (%5): 4/5
Kapak tatlı :D

Final puanı: 4,05

21 Eylül 2017 Perşembe

Altıncı Koğuş

Kitap Adı: Altıncı Koğuş
Özgün Adı: палата No: 6
Kitap Yazarı: Anton Çehov
Çeviren: Yulva Muhurcişi

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 68
Baskı Yılı: 2017

Altıncı Koğuş, bir psikiyatri kliniğinde geçtiğini öğrendiğimde hemencecik sepetime ekleyip aldığım bir Çehov öyküsü. 

Bir taşra kasabasında bulunan derme çatma bir akıl hastanesinde görev yapan doktor Andrey Yefimıç'ı anlatıyor bize kitap. Çok yokluk içinde çalışıyor doktor. Hatta diğer kliniklerle karşılaştırarak, "böyle korkunç şartları olan bir yerden haberleri olsa hemen kapattırırlardı" diye bahsediyor çalıştığı klinikten.

Doktorun günleri de epey sıkıcı geçiyor. İlk başladığında büyük bir hevesle, canla başla çalışsa da sonraları bu isteğini kaybediyor. Odalar dolusu kitapları var, gününün büyük bir kısmını kitap okuyarak geçiriyor.



Bir gün, hastalarından biriyle sohbet etmeye başlıyor. Eğitimli bir hasta olan İvan Dimitriç ile yaptığı bu sohbetlerden epey keyif alıyor. İkili epey hararetli geçen felsefi tartışmalar yapmaya başlıyor. Dimitriç hakkında "Yıllardır konuşabilecek aklı başında birini arıyordum. Sonunda buldum ama o da deli çıktı." gibi bir şey diyordu doktor. Cümlenin geçtiği yeri bulamadım o yüzden alıntıyı tam olarak veremiyorum :D

Böyle işte, kısacık, enteresan bir kitaptı. İki tane de hoşuma giden alıntı var, onları bırakıp gidiyorum :D

"Toplum kendini suçlulardan, ruh hastalarından ve genel olarak rahatsız insanlardan korumak istediği zaman baş edilemez olur."

"Eğer Tanrı olmasaydı bile insanoğlu onu icat ederdi."


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Fena değildi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Bu da fena değildi :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
İş Bankası bu konuda her zaman iyi zaten. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Google'a Palata yazınca hastahane odaları falan çıkıyor :D Doğru olmuş sanırım :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel, tablo gibi biraz :D

Final puanı: 3,35